Ali, sabahları gün doğarken yola çıkar ve ofise erken gelirdi. Bilgisayarı açarken çıkan ses ona günün başladığını hatırlatırdı ve o günkü işlerine koyulurdu. Sabah kahvesini ise biraz çalıştıktan sonra almayı tercih ederdi.

Ali, çalışkan ve kariyerinde daha iyi bir noktaya gelmek isteyen bir gençti. Meslek lisesinden sonra iki yıllık bir üniversiteyi bitirmiş, ardından hemen çalışmaya başlamıştı. Lisede okurken ara ara yarı zamanlı işlerde çalışmıştı. Şu anki iş yerinde çalışmaya başlayalı üç ay olmuştu. Verilen işleri zamanında yapıyor, sorumluluk almaktan kaçmıyordu. İş yerindeki her birimle ilgili verilen işleri yapıp öğrenmeye çalışıyordu. Buna rağmen haftalık toplantılarda Ali konuşulanları anlayana kadar toplantı bitiyordu.

Anonim, CEO, konkordato gibi kulağına yabancı gelen teknik kelimeleri öğrenmeye çalışırken günlük hayatta kullandığı bazı kelimeleri onların farklı anlamlarda kullandığını fark ediyordu. “Meslek lisesi çıkışlı olduğum için mi anlamıyorum acaba?” diye düşünüyordu çoğu zaman.

Bir toplantılarında; çok çalışmaktan ziyade, anlık kazanç sağlayacak zeki planlara ihtiyaç olduğu vurgulanmıştı.  Anlık kazançlar fırsat olarak tanımlanıyor, şirketin buna ihtiyacı olduğu söyleniyordu. Çok kazanmak uğruna ahlaki duruşun ne olduğu pek önemsenmiyor, sadece sonuç bekleniyordu. İstenen sonuçları elde edenlere,

“Çok kurnazca bir proje”.

“Bu hırsla devam edersek çok kazanırız.”

gibi geri bildirimler yapılıyordu. Ekipte bu örnekler başarı olarak konuşuluyordu.

İşte tam da bu noktada kafası karışıyordu. Hayatı boyunca düzenli ve planlı çalışarak hedefe ulaşılacağı öğretilmişti ona. Kurnazlık başkasının hakkına girmek olarak anlatılmıştı. Akıllı insanlar ise hem kendini hem çevresini düşünen kişilerdi.

Kendini sanki başka bir gezegende büyümüş gibi hissediyordu. Bu yüzden ofiste ortama uyum sağlamakta zorlanıyordu.

“Yeterince hırslı değilsin.”

“Aklını kullan.”

“Biraz daha aktif olmalısın.”

“Daha kurnaz olmalısın.”

gibi geri bildirimler alıyordu.

İş hayatının gerçeği bu muydu?

Akıllı olmak mı önemliydi, kurnaz olmak mı?

Gerçek farklı hayatlarda değişen bir şey miydi?

Neden aynı kelimeler farklı ortamlarda bambaşka anlamlara bürünüyordu?

Bir süre sonra zihni daha da netleşti. Değerlerinden emindi ve mücadele etmeye karar vermişti.

Belki herkesin dili değişmeyecekti ama bu mücadeleye değer olmadığı anlamına gelmiyordu.

Kendi kelimelerinin anlamını kaybetmemek bile başlı başına bir kazanç değil miydi?

Neden aynı kelimeler farklı ortamlarda bambaşka anlamlara bürünüyordu?

Loading spinner

6 Responses

  1. Bir de seni “duygusal” bakmakla suçlarlar. Halbuki en gerçekçi bakmaya çalışansındır. Kaleminize sağlık, çok güzel bir noktaya değinmişsiniz 🙂

    1. evet, kelimelere takılma, yapman gerekeni yap derler değil mi? Oysa tek bir kelimenin anlamı değil mi hayata karşı algıyı değiştiren???

  2. Aynı kelimelerin farklı ortamlarda farklı anlamlar kazanması çok güzel..
    İnsan bazen ortama uyum sağlamakla kendini korumak arasında kalıyor. Değerlerini kaybetmeden yoluna devam edebilmek en büyük kazanç aslında. 🌷

  3. İnsan bazen farklı görünmek adına farklı kelimeler kullanabiliyor. Oysa önemli olan şey gerçekten uzaklaşmamak değil mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir