Geçenlerde eski bir dostumla kahve içiyorduk. Uzun süredir görmüyordum, yüzü gözü çökmüş, inanılmaz yorgun görünüyordu. Kendisi çok başarılı bir yazılım firmasının kurucu ortağı. Şirketi sıfırdan, tırnaklarıyla kazıyarak, gecesini gündüzüne katarak bugünlere getirdi.
Derdini dökmeye başladı: “Yahu,” dedi, “bizim çocukları anlamıyorum. Önlerindeki her engeli kaldırıyorum. En iyi bilgisayarları alıyorum, esnek çalışma saatleri veriyorum. Bir kriz mi çıktı? ‘Onlar gerilmesin, motivasyonları düşmesin’ diye bütün yükü üstüme alıyorum, müşterilerle ben kavga ediyorum. Ama geçen gün ufacık bir krizde en güvendiğim iki çocuk hemen istifa etti. Üstelik hiç arkalarına bile bakmadan. Ben nerede hata yapıyorum?”
Ona baktım, gülümsedim ve dedim ki: “Hata tam olarak burada dostum. Sen onları çok sevdiğin için önlerindeki bütün yokuşları düzleştirdin. Onları korumaya çalışırken, aslında profesyonel olarak onları çürüttün.”
Bu hikaye aslında sadece benim dostumun hikayesi değil. Bugün iş hayatında “iyi niyetli” olduğunu düşünen ama ekibini kendi elleriyle zayıflatan binlerce yöneticinin ortak trajedisi.

Kelebeğin Kozası ve Kısa Günün Karı
Bir gün bir adam, bahçesinde gezerken bir kozanın içinde çırpınan bir kelebek görür. Kelebek, kozadaki ufacık bir delikten dışarı çıkmak için saatlerdir mücadele ediyordur. Adam iyi niyetlidir ya, kelebeğin bu çırpınışına kıyamaz. Cebinden bir makas çıkarır ve kozadaki o deliği dikkatlice keserek büyütür. Böylece kelebek hiç zorlanmadan, zahmetsizce kozadan dışarı süzülüverir.
Ama bir terslik vardır. Kelebeğin gövdesi şişkin, kanatları ise buruş buruş ve kurudur. Adam bekler ki birkaç dakika içinde kanatları açılsın, o muhteşem renkleriyle uçup gitsin. Ama öyle olmaz. Kelebek, hayatının geri kalanını yerde sürünerek geçirmek zorunda kalır. Asla uçamaz.
Çünkü o iyi niyetli adamın bilmediği doğa yasası şuydu: Kelebeğin o daracık delikten çıkmak için verdiği o amansız mücadele, gövdesindeki sıvıyı kanatlarına pompalamasını sağlar. Kanatlar ancak o zorlukla, o sıkışmayla, o dirençle güçlenir ve uçmaya hazır hale gelir. Kozayı yırtmak, kelebeği kurtarmak değil; onu ömür boyu uçmaktan mahrum bırakmaktır.
Liderlik, Kozayı Yırtmak Değildir
Yönetim dünyasında da durum tam olarak budur. Eğer siz lider olarak ekibinizin önündeki her zorluğu “motivasyonları düşmesin” diye makasla kesip atarsanız, onlara iyilik yapmış olmazsınız. Sorumluluk almayan, krizin o sıcaklığını yüzünde hissetmeyen, müşteriyle bizzat masaya oturup o stresle terlemeyen hiçbir çalışan profesyonel olarak olgunlaşamaz.
Bizim “bedel” dediğimiz şey, aslında o kozadaki mücadeledir. İnsan, uğruna ter dökmediği, uykusuz kalmadığı, emek vermediği hiçbir şeyin değerini bilmez. O yüzden, zorluğu senin üstlendiğin ama sonucunu onların tükettiği bir sistemde, ekibin sana karşı nankörleşmesi kaçınılmazdır. Çünkü o projenin, o başarının ya da o krizin onların üzerinde hiçbir “izi” yoktur. Onlara temas etmemiştir.
Peki, Nasıl Bir Lider Olmalısın?
Yokuşları Düzleştirmemeliyiz: Ekibinizi gerçekten seviyorsanız ve onların gelecekte birer usta olmasını istiyorsanız, bırakın o yokuşları kendileri tırmansınlar. Hata yapmalarına, o hatanın stresini yaşamalarına ve o borcu kendi emekleriyle ödemelerine alan açmalısınız
Liyakat, Koltuktan Önce Gelir: Hayatta sorumluluk alma kapasitesi 100 birim olan birine, 500 birimlik bir departman teslim ederseniz sistem çöker. Doğa da, iş dünyası da dengesizliği sevmez. O insanı korumak için koltuğu küçültmemelisiniz; bırakın o zorlukları aşarak kendi kapasitesini o koltuğun seviyesine çıkarsın.
Önce Değer Üretmelisiniz: Kestirme yollardan giderek başarıya ulaşacağını sananlar sadece yolu uzatırlar. Ekibinize her zaman bulundukları yere “fazla gelmeyi” öğretin. Aldıkları maaşın, bulundukları unvanın her zaman bir tık üzerinde iş yapsınlar. Ancak bu şekilde hayattan ve sistemden alacaklı olabilirler.
Beklentiyi kendilerine koymayı öğretmelisiniz: Sürekli dış koşullardan şikayet eden bir ekip, gücünü kaybetmiş bir ekiptir. Lider olarak onlara, beklentiyi dış dünyaya değil, kendi içlerine yerleştirmeyi göstermelisiniz. “Şartlar ne olursa olsun, ben bu masaya ne koyabiliyorum?” sorusu, gerçek özgüvenin tek kaynağıdır.
Kozayı kesip kelebeği sakat bırakma. Gerçek lider, ekibinin arkasında duran ama onların rüzgarla mücadele ederek kök salmasına izin veren kişidir. Bırakın biraz yorulsunlar, bırakın biraz hata yapsınlar. Çünkü günün sonunda onları uçuracak olan şey, tam da o kozanın içindeki çırpınışları olacaktır.